Şehrimizde isimleri ile hizmetleri ile isimleri bu günlere gelmiş, Türk halkının gönül dünyasına taht kurmuş, birçok devlet adamı, mutasavvıf , ilim adamı ve şair vardır. Şöyle ilk planda aklıma gelen isimleri sayacak olursam: Kayseri’yi Türk yurdu haline getiren Danişmendli emiri Melik Mehmet Gümüştekin Gazi, Anadolu’da yetişmiş bir büyük insan Ahi Evran, Kayseri’nin mamur bir Selçuklu şehri olması için birbirinden eserlerle donatan Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat, İkinci Kılıçaslan’ın kızı Gevher Nesibe Hatun, Birinci Alaeddin Keykubat’ın eşi Mahperi Hatun (Hunat Hatun), Bostancı Baba, Emir Çoban, Bilgin Kayserili Abdülmuhsin, Eretna devletinin kurucusu Alaeddin Eretna, ünlü mutasavvıf Kayserili Davud, Oğuzların Salur boyundan olan ve kendi adına beylik kuran, ünlü şair ve devlet adamı Kadı Burhaneddin , Somuncu Baba (Şeyh Hamid-i Kayseri), ünlü mutasavvıf İbrahim Tennuri, mimarların piri Mimar Sinan, Seyyid Halil Devletli, Develili Seyrani ve Dadaloğlu aklıma ilk gelenler arasındadır.

SEYYİD BURHANEDDİN HAZRETLERİNİN YERİ BİR BAŞKADIR

Kayseri’ye ilk defa gelen birisi şehri şöyle bir turlamaya kalksa Kayseri’nin bir Erciyes zirvesine bakar, hayran olur; bir de Seyyid Burhaneddin Hazretleri’nin şehre verdiği manevi zirveyi görür, ona hayran olur. Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin türbesi adeta dolar taşar hergün. Kayseri’de oturan insanlar, onun gibi bir evliyanın yanıbaşlarında yatmasından manevi bir haz alırlar. Türbenin düzenlemesi gayet güzeldir. Atalarımızın mezarları bu ulu zâtın mezarının yanıbaşında sıra sıra dizilidir. Türbe ve mezarlar sanki bana bir camiin saf saf dizilmiş cemaati gibi gelir. Başta imam olarak Seyyid Hazretleri durmuş, ecdat da onun imametinde secdeye varmış gibidir. Yüzyıllardır koklanan bu hava Kayseri’nin manevi ikliminde çok etkilidir. Seyyid Hazretleri öleli 754 yıl olmuştur ama ondan alınan manevi terbiye, nesilden nesile ulaşmış, onun gibi halkı aydılatan ulemamız ve onun manevi ikliminden etkilenen cemaatımız hiç eksik olmamış ve günden güne de artmıştır.

SEYYİD BURHANEDDİN HAZRETLERİ VE MAARİF

Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin sözlerinin ve müridleri ile sohbetlerinin yer aldığı kitabına verdiği isim “Maarif”tir. Bu kitapta ibadetin sırları ve hikmetleri ayet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin ışığı altında açıklanmıştır. Maarif, Farsça yazılmış bir eserdir. Çünkü Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin yaşadığı devirde (M.1165-1241) Selçuklu Devletinin resmi dini Farsça idi. Bu eseri Farsça yazma nüshalardan Türkçe’ye önce Prof.Dr.Bediüzzaman Fürüzanfer (1960), sonra Abdulbaki Gölpınarlı (1972) ve kıymetli hemşehrimiz Ali Rıza Karabulut(1995) çevirmişlerdir.

SEYYİD BURHANEDDİN VE MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

Seyyid Burhaneddin Hazretleri talebesi Mevlana Celaleddin-i Rumi’ye hitaben şöyle demiştir: Yüce Allah, seni babayın (Bahaeddin Muhammed’in) derecesine ulaştırsın. Zira hiç kimsenin derecesi ondan üstün değildir, babayın derecesi bu kadar yüce olmasaydı, Allah seni onun derecesinden de üstün kılsın, diye dua ederdim. Fakat en son derece, onun ulaştığı derecedir, ondan yüksek derece de yoktur. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de: “Şüphesiz ki en son varılacak yer (derece, makam) Rabbinin huzurudur.” buyurulmuştur

*Seyyid Burhaneddin Tirmizi, “Maarif” Tercüme:Ali Rıza Karabulut, s.66

SEYYİD BURHANEDDİN HAZRETLERİNİN KAYSERİ’DEKİ BİR KERAMETİ

Seyid Hazretlerine Kayseri’de Talas’tan bir kız öğrenci derse geliyordu. Birgün, kızın babasına komşuları dedikodu yaparak, “genç ve yetişmiş bir kızı, bekar bir hocaya nasıl gönderiyorsun?” dediler. Kızın babası, hocasının yaşlı bir evliya olduğunu, böyle düşünmekle, ona iftirada bulunduklarını söyledi. Sabahleyin de kızını yine hocasına gönderdi. Kız, gelip hocasının karşısına geçince, hocası ona bir paket vererek, bunu babasına götürmesini söyledi. hiçbirşeyden haberi olmayan kızcağız, paketi alarak tekrar Talas’a döndü. Emaneti babasına verdi. babası açtığında bir ateşin yanmakta olduğunu ve ortasında da bir demet pamuğun ateşin içinde yanmadan durduğunu gördü. Akşamleyin komşularının yapyığı ayıp Hocaya malum olmuş ve bu hareketiyle onlara cevap vermişti. Durumu dedikoducu komşulara kızın babası gösterdi. Hepsi gelip Seyyid Hazretlerinden özür dilediler. Ancak, Seyyid Hazretleri bir daha o kızı dersine kabul etmedi.

*Muhsin İlyas Subaşı, Dünden Bugüne Kayseri, s.32

About these ads