Kıymetli Hemşehrimiz O.Reşat Hacıpaşaoğlu’ndan oldukça anlamlı ve güzel bir mektup aldım. Mektupta Hacıpaşaoğlu şöyle diyor:
“Sizin Net’teki web sitelerinde, köyümüz ve Kayseri geneliyle ilgili yaptığınız incelemeleri takip ediyorum. Halk edebiyatı ve bölge tarihi ile ilgileniyorsunuz. Mesleki alt yapınız da bu ilginizi destekleyince, Kayseri için olumlu, faydalı işler yapmış oluyorsunuz.”

Bu gönül alıcı sözlerden sonra bizim de yıllardır kökleri hakkında bazı bilgilere sahip olduğumuz Hacıpaşaoğlu Ailesi hakkında yapmış olduğu çalışmadan bahsediyor ve mektubun ekinde de dört sayfalık Hacıpaşaoğlu Ailesi ile ilgili güzel bir araştırma yazısı yer alıyor. Araştırma öncü bir çalışma niteliğinde ama aile köklerini 16. Yüzyılda tespit etmesi açısından çok önem taşıyor. Çünkü, tarihi belgelere ulaşmanın ne kadar zor olduğunu bilenler bilirler. Ancak, bir kısım belge ve bilgiye ulaştığınız zaman aile köklerindeki isimlerle artık uzun ve zahmetli bir yolculuğa çıkacaksınız demektir. Bu tür çalışmalar yıllarca hummalı gayretlerle artık yeni belge ve bilgi arayışı ile sürecektir.

Bunları bir yılgınlık alameti olarak söylemiyorum. Eğer soy araştırmalarında küçücük bilgi kırıntılarına ulaştığınızda dahi içinizde fırtınalar kopuyorsa doğru yoldasınız demektir. Bu işler, gönül işidir. Yüreğini koyan insanların yaptıkları hizmetler gerçekten büyük olmaktadır ve para ile çalıştırsanız belki paranın motive etmeyeceği bir güçle karşılaşırsınız.
Reşat Hacıpaşaoğlu, işe ailede bulunan şecereden yola çıkarak başlamış. Başlangıçta aileden ele aldığı ilk kişi 1550-1604 yılları arasında yaşamış olan Başdefterdar Hacı İbrahim Paşa’dır.
Hacı İbrahim Paşa, yazar tarafından Kara Üveys Paşa’nın kardeşinin oğlu olarak tespit edilmiştir.
1529-1591 yılları arasında yaşayan Kara Üveys Çelebi Paşa, Lamartin’e göre, şehzadenin (3.Murat) en fazla sevgisini kazanmış soylu bir Türkmen ailesine mensuptur.
Bu köklü aile o tarihte Aydın Vilayetinde yaşamaktadır ve o bölgede Nazırzadeler olarak bilinmektedir. Aydın’da ve yurdun değişik yerlerinde birer hayır işi olan tarihi yapılarda aile mensuplarının adı geçmektedir.
Burada yazar, ailenin daha eski köklerini bulmak için Menteşe Beyliği döneminde bölgede bulunan 200 bin Türkmen’in oymak adları arasında Peçin’de iskan edilmiş, Tiri Üveys ve Selveran Tiri  ve cemaat-i Yaylacık adıyla bilinen Yörük Türkmen oymağına ulaşmaktadır.
Yazar, Kara Üveys Paşa silsilesi ile aileyi Osmanlı kayıtlarında takip eder ve Kara Üveys Paşa, onun kardeşi Nazırzade Hasan Efendi, Nazırzade Ramazan Efendi, yeğeni Hacı İbrahim Efendi, Nazırzade Ahmet Bey, Hacı İbrahim Efendi Paşa, Ahmet Bey, Şaban Mehmet Ağa paşa, İbrahim Paşa, İbrahim Paşanın oğlu Ahmet Bey, Hacı Ömer Bey gibi Osmanlı dönemindeki birçok tarihi şahsiyetin isimlerine ve haklarında bir kısım bilgilere ulaşır.
Hacıpaşaoğlu Ailesinin 1601 yılında Hacı İbrahim Paşa’nın Kayseri Ovası’ndaki yenilgisi sonrasında Büyük Bürüngüz’e yerleştikleri kabul ediliyor.
Reşat Bey, çalışmasının sonuna Hacıpaşaoğlu Ailesinin bugünkü mensuplarını tanıtmaktadır:
Hacı Ömer Bey ve kardeşi Şaban Bey’den çoğalan aile dokuz kuşak daha ilerlemiştir. Hacı Ömer Bey’in oğullarından, Defterdar Osman Seyfi Beyin kolu, Şabanbeyzadeler diye tanınır ve soyadları Çağlar’dır. Ünlü şair Behçet Kemal Çağlar, Osman Seyfi Bey’in torununun torunudur. Ağabeyi Hacıpaşa İbrahim Efendi’nin oğlu Kaymakam Lütfullah Efendi tarafı, Hacıpaşazadeler diye bilinir ve soyadları Hacıpaşaoğlu’dur. Kayseri Milletvekillerinden Servet Hacıpaşaoğlu, Hacıpaşa İbrahim Efendi’nin torununun torunudur. Kaymakam Lütfullah Efendinin kardeşi diğer Hacıpaşazade Emin Efendi tarafı ise Erol soyadını almıştır. Şaban Beyin iki oğlundan Süleyman Ağa tarafında Tekel, Çatak ve Selvi soyadları vardır. Diğer oğlu Mustafa Bey tarafında Özmen, Çetin ve Yiğit soyadları vardır. 1800’lerden bu yana tutulan şecerede bütün bunların kayıtlı olduğunu da öğreniyoruz.
Ben oldukça özetlemeye çalıştığım bu çalışmadan dolayı Reşat Hacıpaşaoğlu’nu kutluyorum.
Soy araştırmalarında yaşadığımız bunca engele rağmen bu tür araştırmaları görmek bizleri mutlu etmektedir.
Çünkü, Osmanlı Türkçesiyle yazılmış binlerce belge daha okunmamış ve Türk halkına ulaşmamıştır. İnsanlar hala kendi soyları ile ilgili belge ve bilgiye ulaşamazken Reşat Bey gibi insanların çırpınışlarını büyük bir takdirle karşılamak gerekir.
İnsanoğlunun en tabii hakkının kendi soyu ile ilgili çalışmalar yapmak olduğunu unutmamak gerekir. Devletimizin Osmanlı arşivlerini bu yönden de ele alıp insanlarımızın hizmetine sunması çok yararlı olacaktır.