Kayseri Büyükşehir Belediyesinin son çıkan kitapları üzerine yazmaya devam ediyorum.

Kemalettin Tekinsoy Beyefendi’nin “Kayseri’nin İmarı ve Mekansal Gelişimi” isimli kitabını da büyük oranda tamamladım. Büyük oranda diyorum çünkü on üç bölümden meydana gelen kitabın birçok bölümü şehir hakkında bilgilerin aktarıldığı bölümlerden oluşuyor. Haliyle bilgi kümelerini geçiş, insanı zorlayabiliyor.

Kayseri’de şehri yöneten insanların , şehrin tarihi gelişimi, dünü, bugünü, yarını hakkında makale veya kitap seviyesinde eserler koymaları pek alıştığımız bir durum değildir. Aslında Türkiye’de de çok örneği olduğunu sanmam. Genellikle belediyelerin bu tür yayınları, hizmetlerin tanıtıldığı, ve daha ziyade de reklam kokan kitaplar olurlar ve yazar da belirtilmezdi. Fakat, burada Kayseri Büyükşehir Belediyesinin üst düzey bir yetkilisi, teknik konulara son derece hakim olduğu halde, insanları fazlaca ayrıntılarla oyalamadan şehir hakkında görüşlerini yazmış, bu durumu kutlamak gerekir bence.

“ŞEHİRLERİ SONSUZ HAYALLERİMİZLE KURMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR”

Mimar Kemalettin Tekinsoy diyor ki: “Bugün yaşadığımız şehri, ideal şehir olarak ifade etmek hem şehir hayallerimize, hem de şehircilik ilmine uygun düşmez. Ama şehirleri de sonsuz hayallerle kurmak mümkün değildir. Kentlerin tarihinin farklı dönemlerinin, farklı kültür ve uygarlıkların, farklı inanış ve yaşayış biçimlerinin yansıdığı mekanlar olduğunu göz ardı edemeyiz. Bireyler, kentlerin yüzyıllar içerisinde gerçekleşen oluşumunu gözlemleyebilme ve yönlendirebilme imkanına ancak sınırlı ölçülerde sahiptirler. Bu imkan çerçevesinde şehirde yaşayan her ferdin kentin geleceği ile ilgili bir hayale sahip olduğunu varsayabiliriz.”

“İNSANLAR BİR ŞEHİR HAYAL EDERKEN, ASLINDA BİR TOPLUM HAYAL EDERLER”

Mimar Kemalettin Cengiz Tekinsoy şöyle devam ediyor: “İnsanlar bir şehir hayal ederken, aslında bir toplum hayal ederler. İdeal bir şehir ancak ideal bir toplumla var olabilir, ideal bir toplumun elinden var olabilir. Başka bir ifade ile bir şehrin mükemmelliği, içerisinde yaşayan toplumun mükemmelliği kadardır. Yöneticisinin, sanatçısının, düşünürünün, sanayicisi, iş adamı, mimarının, şehir planlayıcısının, işçisi, ustası, zanaatkârının işlerine verdikleri önemin yansıması kadardır. Bütün şehirler açısından olduğu gibi Kayseri şehri için de binlerce yıldan süzülüp gelen izlerle birlikte, bir şehir, o şehirde yaşayan insanların yansımasından ibarettir.”

Gerçekten güzel sözler, iyi tespitler bunlar.

BİR EDEBİYATÇININ GÖZÜYLE KAYSERİ ŞEHRİ

Ben Kayseri şehrinin mimari dokusu ile ilgili bir edebiyatçının bakış açısıyla hep şunları düşünmüşümdür.

Selçuklu ve Osmanlı mimarisini hep anladım ve benimsedim, ama bugün uçak hangarlarına benzeyen modern binaları anlayamadım. O devre göre estetiği bu kadar nasıl kaybetmiş olduğumuzu çözemedim. Sadece son iki yüz yıllık fakirliğimizin bizi bu hale getirdiğini düşündüm.

Bir zamanlar Eski Kayseri denen bir yer vardı. Eski evlerimiz gerçekten çok güzeldi ama işin garipliğine bakın ki biz apartman katlarında oturmayı hayal ediyorduk. Biz apartman katlarına kavuştuk, eski evlerimizi ise yok edip fındık fıstık parası yaptık. Nasıl olduysa bilmiyorum ama şimdi gözümüz o evlere düşüyor. Çünkü, Avrupa’da eski evlerin nasıl modernize edilebileceğini gördük. Yine Avrupa’da eski şehirlerin nasıl korunduğunu gördük. Ama artık bizim eski Kayserimiz yok. Çünkü, onu hoyratça yok ettik. Bir gece yarısı yıkılan eski evlerimizin hikayelerini aslında herkes biliyor. Demek ki eski şehrin yıkılarak bu hâle gelmesinde en büyük pay bize aittir.

Modern bir şehir inşa ettiğini düşünenler, tarihi dokuyu hep hiçe saymışlardır. Selçuklu medreselerinin yanına sivri sivri binalar dikip şehrin görünümünü değiştirdik. Selçuklu türbeleri, birbirinden çirkin apartmanların arasında kayboldu gitti. Bu kadar güzel tarihi eserlerin yakınına böyle binaların yapılmaması gerektiğini kimse düşünmüyor muydu acaba? Düşünürlerdi ama kentler aynı zamanda bizim rant alanlarımızdı. Rant kapısının açıldığı yerde sığınacak çok şey bulabiliyorduk. Mesela, tarihi eser orada duruyor bakın, yaptığımız binanın tarihi esere ne zararı var diyebildik.

Ve yine bir gözlemimi daha arz etmek isterim ki, madem bu şehirde şehir planlamacılığı bu kadar önemli… Bu şehri planlayan planlamacılara bir sorum olacak. Kayseri şehrinin son 10 yılda, son 20 yılda nasıl şehirleştiğine bir bakalım. Şehrin havadan çekilmiş fotoğraflarını ortaya koyalım ve bazı binalar var ki nasıl böyle biçimsiz yapılmış ve birbirine girmiştir, bunu şehir planlamacıları bize izah etsinler. Mesela, benim oturduğum Yıldırım Beyazıt Mahallesi ki, hâlâ mahalle kentleşmeye devam ediyor, bir Allah’ın kulu Yıldırım Beyazıt’taki kentleşmeyi incelesin ve tez yapsın, kitap yapsın bence. Hatta bize de söyleyebiliyorsa buradaki yapılaşma ile ilgili mantıklı birkaç söz söylesin. Son yıllarda yapılan binaların mümkünse depreme dayanıklılığı da araştırılsın, kullanılan çimentoyu, demiri ölçsünler… Bu binalar bu zamanda nasıl yapılabildi, bir Allah’ın kulu izah etsin yeter.

O yüzden gerçekten Tekinsoy’un ifadesi çok doğru: Şehrin mükemmelliği, içerisinde yaşayan toplumun mükemmelliği ile orantılıdır. Ne bir eksik, ne bir fazla…