Bu yıl İstiklal Marşı’nın kabul edilişinin 90. Yılı…  12 Mart İstiklal Marşının kabul tarihi ile 18 Mart Çanakkale Savaşlarının yıldönümü altı gün arayla bir araya gelmiştir. Bu durum her yıl bu tarihler arasında mana ikliminin yükseldiği bir dönemdir. Akif’in bizatihi kendisi Türk Milletinin karakterini en iyi yansıtan bir şairdir. Akif’in istiklal duygusunu ve Çanakkale ruhunu bu derece güzel anlatmasındaki sebep bu olsa gerektir.

İSTİKLAL MARŞI NEDEN “KORKMA” SÖZÜ İLE BAŞLAR?

Akif’in İstiklal Marşına “korkma” sözüyle başlamasını bazıları anlamakta güçlük çekmişlerdir. Hatta diyorlar ki, Türk Milletinin hayatında korkuya yer yoktur, Türk Milleti korkusuzdur, bir milli marşın böyle başlaması isabetli bir seçim değildir.

Bu eleştirilerde haklılık payı hiç yoktur. Çünkü, korkusuzluk hikayeleri hiçbir insani yön taşımaz ve gerçeği yansıtmaz. Türk Milletinin istiklal mücadelesi, kelimenin tam anlamıyla olmak ya da olmamak üzerinedir. İstiklal Marşının yazıldığı tarihte daha İstiklal Savaşı kazanılmamıştır. Türk Ordusu, bu şiir yazıldıktan bir yıl sonra, 26 Ağustos 1922 sabahı Büyük Taarruza geçecektir.

AKİF’E  ARNAVUT  DEMEK DE NEREDEN ÇIKTI?

Türkiye’de insanların Akif’i anlama kıtlığı maalesef bütün hızıyla devam ediyor. Mehmet Akif Ersoy’un soyu anne ve baba tarafından da Türktür.  Mehmet Akif Ersoy’un soyu, baba tarafından Yozgat’tan İstanbul’a, İstanbul’dan da Kosova’nın İpek sancağına yerleşmiş Mehmet Tahir Efendi’ye, ana tarafı ise Buhara’dan (Özbekistan)  Tokat’a yerleşmiş olan tacir Mehmet Efendi’ye dayanmaktadır. Yani, her iki taraftan da Türk idi (Balıkesirli Hasan Basri Çantay, Akifname (Mehmed Akif), İstanbul, 1966, s.13-14).

Peki insanlar Arnavut hikayesini nereden uydurdular?

Mehmet Akif Ersoy’u Türkiye’de herkes, Onun Safahat adlı şiir kitabının Hakkın Sesleri adlı üçüncü kitabının 6 Mart 1913 tarihinde yazdığı 3. Şiirinde

Bunu benden duyunuz, ben ki, evet Arnavudum

Başka bir şey diyemem.. İşte perişan yurdum

(s. 189-193) diye ortaya koyduğu ifadesinden dolayı, “milliyet” karşıtı kimselerin propagandasının etkisinde kalarak, Onu, Arnavut olarak bilmektedir. Halbuki bu beyitteki ifadesi, 1910’larda Balkanlardaki etnik unsurlara bağlı ayaklanmalara karşı Osmanlının gerileyişini durdurmak maksadıyla son olarak Arnavutların Osmanlı ile birlikte olmalarını sağlayabilir ümidiyle sarf ettiği bir sözdür. Bu dönemde, O, her türlü etnik unsuru öne çıkarmanın devleti küçülteceğini, memleketi ve orduyu tarumar edeceğini, düşmanın, milleti ülkeden kovmasına neden olacağını anlatmaya çalışır. İşte, bu sözü bu şartlar altında söylemiştir, gerçekten Arnavut olduğu için değil…

Bu şiir, 1905’ten itibaren Balkanlardaki Bulgar, Yunan, Makedon, Boşnak, Arnavut gibi etnik unsurların Osmanlı’ya karşı ayaklanarak teker teker bağımsızlık kazandığı, Osmanlıyı dize getirdiği bir dönemde yazılmıştır. Beyitteki bu ifadesi, Osmanlının gerileyişini bir nebze de olsa durdurmak maksadıyla, son olarak da Arnavutların Osmanlı ile birlikte olmalarını sağlayabilir ümidiyle sarf ettiği bir sözdür. Zira bu şiirin yazıldığı tarih olan 6 Mart 1913 tarihi, Balkanlar için çok önemli bir dönüm noktasıdır. Şairimiz bu şiiri yazdığı tarihte I. Balkan Savaşının son aşamasına gelinmiş ve 8 Ekim 1912’de başlayan savaş sekiz ay sonra, 30 Mayıs 1913’te Arnavutluk’un bağımsızlığını kazanmasıyla son bulmuştur.

Mehmet Akif Ersoy gibi, Mimar Sinan gibi değerlerin nereli olduklarını öne çıkarmak ve etnik köklerini tartışmak için bu konuyu açmadık. Lakin, ortada bir gerçek varsa ve birileri bunu sırf Türk düşmanı oldukları için bu gerçeği tahrif etmeye başlamışlarsa, hiç kimse kusura bakmasın, Akif’in soyca Arnavutlukla zerre kadar ilgisi yoktur. Akif’in Yozgat’la, Kosova ile İstanbul’la ilgisini kurabilirsiniz, anne tarafı ise Özbekistan’tan Tokat’a gelmiş Buharalı bir Türk ailesidir. Hepsi bu kadardır, öte tarafı yoktur. Var diyen belgesini alır getirir. Kulaktan dolma şeylerle İstiklal Marşımızın şairimizi tanıtamayız.

KAHRAMAN IRKIMA BİR GÜL VE “BEDR’İN ARSLANLARI” MESELESİ

Aynı çevrelerin Akif’i çok seviyormuş gibi yapıp sohbetlerinde bahsettikleri önemli eleştiriler vardır. Mesela “Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet, bu celal” derken Akif, Çanakkale Savaşlarına atıfta bulunuyor ve bayrağımıza “bu kahraman ırka yüzünü asma, onun senin için yaptığı büyük kahramanlıkları unutma” diyor. İşte, burada diyorlar ki Akif, keşke burada “ırk” değil de “millet” deseydi. Acı acı gülüyorsanız, gülün, çünkü bu adamların durumu gerçekten vahim…  Çünkü, “kahraman ırk” sözünden Türk Milleti anlaşılıyor diye kıvranıyorlar. Hele bir de ırk demiş, kesin olarak Türkler bunu kendilerinin üstüne alırlar. Zihniyete bakın, ağlar mısınız, güler misiniz? Akif’i anlamaktan ne kadar uzaklar. Akif, ırk dese ne olur, millet dese ne olur, ümmet dese ne olur. Hepsi de aynı kapıya çıkar ve hepsi de aynı insanı anlatır. Türk Milletini meydana getiren unsurları herkes biliyor da Akif mi bilmiyor? Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle,Lazıyla, Arabıyla, Gürcüsüyle, hepsi de Kahraman Türk Milleti değil mi? Yazık, hem de çok yazık size. Türk’e ve Türk Milletine düşmanlığınız tavan yapıyor, o yüzden çok yazık.

Eğer durumunuz bu kadar vahim olmasa, Çanakkale destanındaki “Bedr’in arslanları bu kadar şanlı idi” mısralarına da eleştiri okları yöneltmezdiniz. Nasıl olur da Bedir Savaşı ile Çanakkale Savaşını aynı kefeye koyar diyenler, bugün Akif’i anladığını iddia ediyorlar. Halbuki onların Akif’ten zerre kadar haberleri yoktur. Onlar, Akif’i kendi ucuz emelleri için kullanma niyetindeler. Şair ruhunu ve edebi sanatların zirve yaptığı beyitleri anlamak işlerine gelmiyor.  Lütfen kendi çıkarlarınıza Akif’i kullanarak varmaya çalışmayın. Mehmet Akif Ersoy, bu milletin bir değeridir. Akif, Türk Milletinin kalbinin tam ortasında durmaktadır.