21 Mart tarihi hem Nevruz Bayramıdır, hem Dünya Şiir Günüdür, hem de Aşık Veysel’in ölüm tarihidir. Üçü de birbirinden değerli üç hadise, aynı güne rastlamış.

21 Martta belki Nevruz ateşinin üstünden atlayamadık ama kısmette Kılıçaslan Lisesinde aşure yemek varmış.

Gerçi bizde Nevruz günü, çoğunlukla soğuk geçiyor, Mart 9’u namıyla sayılı bir gün olduğu için.

Lakin, Kılıçaslan Lisesi’nde Okul Müdürü  Ali Köksal Beyefendi ile Edebiyat Zümre Başkanı Hüseyin Say Beyefendinin sıcaklıkları bize yetti zaten. İyi bir ortamda, güler yüzlü ve iyi niyetli insanlarla beraberiz, sanatı seviyorlar, bizi seviyorlar, daha ne isteyelim Allah’tan.

Efendim, biz 14 kişiydik. Ali Özkanlı, Bekir Timur, Deniz Dengiz Şimşek, Emel Demirezen, Faruk Koç, İlknur Bora, Murtaza Ekici, Mustafa İbakorkmaz, Sergül Vural, Seyit Burhanettin Akbaş, Şeyhmus Çiçek ve Bülent Gündoğan… Gördüğünüz gibi Bülent Gündoğan hariç hiçbirimiz alfabetik sırayı bozmadık.

Düşünsenize aramıza iki de halk şairi katmışlar. Erzurumlu mu Karslı mı olduğuna bir türlü karar veremeyen Aşık Firkati ile Boğazlıyanlı Aşık Çapanoğlu ille de atışma yapacağız diye ortaya çıkıp Dünya Şiir Gününe renk kattılar. Lakin yaptıkları atışmayı kendileri de beğenmediler. O yüzden yiğidin hakkını yiğide verelim.

Programda geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Ümit Fehmi Sorgunlu’yu unutmayan Kılıçaslan Lisesine minnettarlığımızı sunuyoruz. Bizleri mutlu ettiler. Ümit Fehmi Ağabeye de bir kez daha Allah’tan rahmet diledik.

Çok bir şey yapmadık, sadece birer şiir okuduk ama gelin görün ki bizlere günün anısına plaket takdim ettiler. Hatta öğle yemeğinde sohbetimize devam ettik, sofralarında bulunduk, çaylarını, sularını içtik. Türk’ün sofrasına oturmak, minderine oturmak önemlidir bizim kültürümüzde. Ben bu kadirşinaslık ve ev sahipliği için Okul Müdürü Ali Köksal Beye ve Edebiyat Zümre Başkanı Hüseyin Say Beye bir kez daha teşekkür ediyorum.

Acaba Dünya Şiir Gününde hangi şiirimi okudum?

Çok merak ettiğinizi biliyorum. O yüzden bu şiiri sizinle paylaşacağım. Lütfen saklayın bu şiiri. Benden memleketim Kayseri’ye bir hatıra olsun, hoş bir seda olarak kalsın.

 

 

Sultanın Camii
(Kayseri) Camiikebir’e



Bu şehrin sokakları Erciyes gölgeli
Erciyes’in gölgesinde yükselir,
Bu şehrin minareleri.
Camiikebir çok eski zamanlardan hediyedir bize.
Her yanı güvercin kokulu,
Uzanır göklere doğru
Tuğlalı, çinili bir uzun minare.
Kayseri’nin burada atılmış kökleri
Danişmentli atası durmuş, durmuş da bakmış bu şehre
Ey ahiler, sıvayalım kolları
Yapalım cami, hamam, çarşı ve medrese
Hediye edelim tarihe
Türk ebedi yaşasın, dursun İslam’a hizmete.
Anadolu’yu bezeyelim benek benek
Çok eski bir huyum var,
Zamana karşı direnmek
Türkistan’ı boydan boya geçerek
Ata yurttan getirdim işte size
Bir Selçuklu tuğlası.
Eş olur bir tuğla bir tuğlaya,
Tuğlaları dizen çinilerle de bezer etrafını
Bir sihirli el ortada
Ne yağmur, ne yel, ne de fırtına…
Tuğlalar semahta, tuğlalar semada.
Bir tuğla bir iman kalesi…
Ve Erciyes duyar ki bir ezan sesi
Yayılır civara erenler, evliyalar, sultanlar
Bu sesle dolaşır durur civarı
Bir ahinin ney üfleyen nefesi.
Yükselir İslam’ın sesi bu şehirde, bu minareden
Deliler, veliler ve bütün şehir halkı
Kıbleyi söyler: “Erciyes’e doğru durun namaza”
Sonra o kıyam, o rüku, o secde…
Yayılır gider bu şehirden Erciyes’e.
Tekke kurar oturur o dervişler
Ahiler, göz göz çarşı pazar olurlar.
Olgun mu olgun, engin mi engin, dingin mi dingin
Bambaşka insanlar bunlar.
Açık sofraları ve gönülleri
Ahlakları öyle yüce ki
Erciyes gibi.
Fakir fukara bırakmazlar bu şehirde
Çalışırlar gündüz gece.
Bizim hikayemiz aşk ile, şevk ile, iman ile başlar.
O iman olmasa hiç bu şekle girer mi
O devasa taşlar.


Seyit Burhanettin AKBAŞ / 25 Mayıs 2010